2 Nisan 2013 Salı

Bir insan aynı anda kaç kişiye aşık olabilir? Birden fazlası mümkün mü? Peki benim şu anki durumum nedir? Hem öyle gelip geçen bir şey olsa sormam bu soruyu.Fakat mümkünse 2,3 hatta 4 kişiye bile aşık durumda olabilirim.Daha 1ini kaldıramazken 3 tanesini ne halt etmeye napcam noluyor lan? harbi sıçtın behnan şimdi.

9 Mart 2013 Cumartesi

Gaipten Arkadaşın Sesleri

''Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem... (Başını kaldırır) Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi?...''
 Diye devam eder Nina,Anton Çehov'un yazdığı Martı'da..


Bir insanım ben diye devam ediyorum ben,değil miyim yoksa? Siz söyleyin. Neyim ben? Alışılmamış türden bir mavi gergedan olma ihtimalimi sizin nacizane mantığınıza bırakarak devam ediyorum. Gaipten gelen bir arkadaşla olan minik bir sohbetimizi sizin düşün,gönül deryalarınıza salıvereceğim inşallah. Sanmayın sıyırdım, birazcık deliyim sadece. Secilmiş, ilineksel,bağımlı bir delilik galiba bu.Düşüncelere olan bağımlılık.


''Tutmadı bu da
Tıpkı önceki denemelerimdeki gibi tutmadı.
-Hayır bekle,bekler misin lütfen?
-Sorun sende değil bende,sen daha iyilerine layıksın.'
İçimde 12 ciltlik küfürler silsilesi yazıldı anında,şu sözlerin sonrasında.
İçimden dedimki:''Daha iyisini uyduramaz mıydın?Belki inanmayı denerdim,çabalardım en azından.''
Yol,yol,yol...Binlerce seçenek var sanki önümde.Hayır,sarhoşum galiba.

Ne sarhoşluğu? Alkol bile almadım daha..Düşüncelerimin esrari etkileri bunlar.
  B:Ne düşünüyorum biliyor musun? Suretinin milyonlarca kez değiştiği bir kıza bakıyorum her rüyada,her gecede değil..
  B:Sözlerimi çarptırma,sana her gecede değil dedim.Her rüyada..
  G:Ne yani günde birkaç kez mi uyuyorsun sen?
  B:Nerden çıkardın uyuduğumu,düşüncelerimin firuzeleri bunlar,esrarları...
  G:Sen sıyırmışsın dostum,kalbin tekliyor galiba..
  B:Hayır heceliyorlar her seferinde ve tatmin olamadığı o aşk sancısıyla yaşamaya çalışıyorlar.
  G:Haha işte buldum açığını,LAR dedin ne LAR'ı ? kaç tane kalbin var senin?
  B:Yine sen kaybettin,binlerce kalbim var benim,aşkın esir aldığı her ademin kalbiyim ben.

  B:Milyarlarca oldu benden,oluyor benden,olacak benden..Ve olur böyle şeyler di mi?
  G:İyice şizofren oldun galiba sen,baksana bana ne kadar da ayrıyım senden ve konuşuyorsun benimle.
  B:Evet insan yalnızsa sıkılıyor ve arkadaş ediniyor gaipten..

  B:Hoş geldin dostum,geç otur aklıma.
  B:Kapıları kapanıyor düşlerimin acele et diplerde boş yerler var..''



B:Ben
G:Gaipten bir arkadaş

Düşüncelerin gerçekten başrol olduğu zamanlarda siz de böyle bir içsel konuşmayı yeterince olağan karşılayacaksınız merak etmeyin.Yeterki bırakında biraz sorgulasın beyinleriniz,koşulsuz itaat günlerini artık bodruma atma vakti gelemedi mi?
Sürü gibi davranmayı ne zaman bırakıp,öne çıkan,ilk adımı atan olacaksınız?
Ben bilmem,beni ilgilendirmez dediğiniz her anda ne kadar büyük bir günah sarıyor geleceğinizi bilseniz keşke.
Bir suç,bir zulüm,bir haksızlık,bir perişanlık,bir mazlumluk varsa ve siz hala rahat uyuyorsanız suçlusunuz.Ve affedilmeyi dileyin Allah'tan . Kalkın sıcak yatağınızdan hiçbir şey yapamıyorsanız en azından düşünün ve bunu engellemeye çalışın. İnsanlar yalnız ölmezler kandırmayın kendinizi.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Doğru İnsan

Doğru insanlara değer vermesi gerek insanın.Hele bir de aşık oluyorsa çok dikkat etmeli.Etrafta sizi üzecek o kadar çok insan varki,aman Yarabbi sonunuz hazin bir şekilde gelebilir.

Hayat sahnesinde pek çok seçim yapar insan.Doğruları seçer mutlu olur,yanlışları seçer üzülür fakat ders almaya çalışır.İşte bu yüzden doğru insanları bulmamız gerek sevmek için,arkadaş olmak için,güvenmek için...Ancak nereden bilebiliriz doğru insanı?Basit ona tam anlamıyla güvenmeden önce bunun analizini doğru yapacağız.Fakat bazı haşereler bu analizlerden kaçıyor bu durumda kalbimizin sesini dinleyeceğiz.Tüm bu belirteçlerden sağ çıkan bazı parazitler olmuyor değil.Ancak gerçekten kendimize karşı dürüst olursak,yani sırf istiyoruz diye birine inanırsak bu yanlış oluyor.Bu durumda biraz objektif olup karşıdaki kişiyi acımasız bir şekilde yargılamamız gerekebilir.Neden acımasız diyorum,yaptığı yanlışları gerçekten görerek yargılamamız gerekecek.Bu demek değil bir yanlışını gördüm sileyim.Hayır herkes yanlış yapar elbet,siz bu kişiyi yargılarken yaptıklarının sizi ve diğer insanları nasıl etkilediğini gerçekten objektif olarak ele almalısınız.Tüm bunları yapanlar küçük istisnalar dışında başarıya ulaşacaklardır elbet.Çünkü bazı parazitler sizi öyle bir bitirirler ki farketmezsiniz,ancak  bittiğinizde ne kadar durumun farkında bile olsanız iş işten geçmiştir.Tüm bu şeyleri elbette tecrübe ettiğim için rahatça söyleyebiliyorum.Değer verdiğim ve beni gerçekten anladığına ve bana inandığını sandığım bazı şahıslar bende büyük yıkımlar oluşturdular.Öyle zararlar ki bunlar izleri,kalıntıları maalesef silinemiyor ve bu hayat sahnesinde sizden bazı parçalarınızı söküp alıyorlar ne yazıkki.O yüzden seçici olmakta fayda var.

Çünkü hayal kırıklığına uğratılmaktan,terkedilmekten,kırılmaktan çok daha iyidir yalnız kalmak.


I will publish  this writing in English as soon as. :) byeee



12 Ocak 2013 Cumartesi

Algılanan Dünya,Kaygılar ve Hedefler

İyi hayatlar efendim.Bu yazımda kaygılar,hedefler..vs üzerinde duracağım.Kaygılarımızın sebepleri ve bu kaygıları nasıl aşabiliriz,ne kadar kaygı iyidir;hedef belirlemede gerekli kriterler filan bunlardan bahsetmeye çalışacağım kendi nazarımda.Eksiklerim,noksanlarım olacaktır mazur görünüz.

İnsan eksik hissettiğinde,millet ne der diye düşündüğünde,sorunlar artınca bir kuyuya düşüp oradan hiç çıkamayacağını düşündüğünde(rolling in the deep :) ),kalbinde ve aklında teslimiyet duygusunu oluşturacak gerekli inanca sahip bir ilahi veya sıradan bir varlık bulamadığında kaygıya kapılır.Yetersizlik duygusudur kısaca.Kaygı özellikle sınav dönemi öncesi,iş görüşmeleri öncesi ya da resmiyet gerektirmeyen bir tanışma öncesi(gönül işleri falan) görülebilir.Bu kaygı denen şeyden insan tamamen sıyrılırsa riskli bir yola girer.Sorumsuzluk baş gösterebilir ve artık hiçbir şeyi umursamamaya başlayabilir.Bu risklidir.Fakat tamamıyla kaygıyla yorulmuş bir hayatta insanı büyük bir buhrana sokabilir.Neticeleri de düzeltilemeyen çöküntüler olur genellikle bu hayatların.Orta yolu bulabilmek en sağlıklı olandır.Peki nasıl bulacağız bu yolu?Benim çözüm yöntemime herkes katılacak diye bir kaide yok elbette.Fakat katılmasanız da kendinize uyarlayabilirsiniz.Öncelik hayatta kendinize bir hedef belirlemekte.Bu demek değil işte doktor olucam,ev alıcam,benim gibi bir eş bulucam,emekliliğimi bodrumda geçiricem falan bunlar hedef değildir.Hedefiniz büyük olmalı yani siz o hedefe doğru gitmelisiniz ve onu elde etmemeniz gerekiyor.Çünkü ulaşılabilecek bir zirve belirlerseniz kendinize doruk noktaya vardığınızda sizi bekleyen tek şey artık aşağı doğru ivmelenen bir iniştir.Ama sonu olmayan bir merdiven düşünün ve en tepede de bir yıldız.Hiç alamasanızda durmadan ilerlersiniz.İnsanlar gerçek hedefler edinmedikleri için kaygı duyarlar bu kaygılar zarar veren kaygılardır.Öncelikle hemen olmasada gerçek bir hedef belirleyin.İnsanların bu hedefinizi duyduğunda sizi küçümsemesine ya da aklınla zorun mu var demesine sebep olursanız bu işi başardınız demektir.Hedef belirleme bittiğini göre bu hedefe giderken kullanacağınız araçlar genellikle asıl kaygı noktalarıdır.Siz o hedefe mercedesle de gitseniz,serçeyle de gitseniz bir şekilde yol katedeceksiniz mühim olan sizin bir şey yapmaya çalışıp bunu bir şekilde başarmanız.Böyle olunca insan doktor da olsa,işçi de olsa hem mutlu oluyor hem de gerçekten yaşayabiliyor.İsyan etmiyor.Ama çalışmalarınız sonrası kendinizi teslim etmeniz gereken bir yer var orası da benim için İslam'dan geçiyor.Tevekkül deniyor buna.İnsan tevekkülün anlamını kavradığında hem gerçekten çalışıyor hem de kaygısı azalıyor.Aklı ve kalbi rahatlıyor.Huzurlu bir hayat sürüyor.Başarısız bile olsa bu onu derinden etkilemiyor.1. hedef,2.çalışma,3.tevekkül.Araçların hiçbir önemi yok gördüğümüz gibi.Şimdi durun ve düşünün:iyi bir meslek istemenizdeki amaç,iyi bir iş istemenizdeki amaç,iyi bir araba istemenizdeki amaç,saygınlık istemenizdeki amaç,para istemenizdeki amaç ne?HEPSİ dünyayla ilişki,egoist,yıldızdan daha küçük evlerinizdeki lambalar kadar yakın,boş amaçlar.1.ye dönüyoruz neydi?HEDEF gerçek bir hedef belirlememiz gerekiyor işte bu yüzden.

Şimdi daha rahat bir yaşam sürücem diye değil gerçekten faydalı olucam diye bir hayat planlayın ve hedefinizi belirleyin.Ardından gerçekten çalışın,zaten gerçek bir hedefi olan çalışırken zevk alır ve hiç bitmesin ister.Tüm bunlar sonucundu hakikate olan inancınızla kalbinizde gerçek bir tevekkül ile doğru ve kaygısız bir yaşam sizin olacaktır inşallah.

Dediğim gibi bunlar benim yöntemlerim,herkes inanacak ya da uygulayacak diye bir şart yok.Uygulayıp başarabileceğinizi de garanti etmiyorum.Fakat paradigmalarınızı dinamik hale getirmemize yardımcı olabilir.
Sığ değil her açıdan görmemiz gerek hayatı..

7 Aralık 2012 Cuma

Kör Olduğunu Farkedemedim

Farkındalıkla ilgili bir yazı yazacağım bugün.İnsanların daha bebekken hatta genlerinden gelen paradigmalarından da bahsedeceğim.Bunlar nedir,ne yapar,ne işimize yarar falan filan.

Öncelikle zihnimiz bulanmaya müsait bir yapıya sahip.Etrafında onu gereksiz yere meşgul edecek şeylerin hevesine,peşine kapılacak kadar saf.Ancak bu tür şeylerin o güzel zihnimizi nasıl da harcadığını anlayabilmek bunun farkına varabilmek çok da kolay değil.

Peki hemen yanı başınızda sizin için çırpınan birini fark edememek?Buna ne diyebiliriz?Körlük diyorum ben.İnsanın duygusal yönden körleşmesi.Bu genlerle gelen bir şey değil bana göre sonradan kazanılan bir özellik.Çünkü insan maddeyi tanıdıkça daha az hayal kuruyor,mucize dediğimiz doğa üstü şeyler daha uzak geliyor ona.Mantık dediği bir algoritmayla evreni çözümlemeye çalışıyor.Karşısına açıklayamayacağı şeyler çıkınca bir açıklama da yapamıyor.Örneğin maddenin metalarından oluşturulmuş bir sorun çözümleme mekanizması Allah'ı açıklayabilir mi?Bigbang'den öncesini?Zamanın ve mekanın var olmadığı bir yeri?Ölümden sonrasını?Ruhu?Hayır.Bu yüzden mantık dediğimiz şey belki madde olarak bazı şeyleri çözüme kavuşturabilir fakat metafiziksel şeyleri açıklayamaz ve o şeylere saçma diyerek kestirip atar.Nerden geldik buraya,şurdan geldik bir insan eğer dünyaya bağlılığını artırıyorsa;yani hedeflerini dünyada başlayan ve dünyada biten şeylerle sınırlıyor ve bu şeyler için yaşamaya başlıyorsa artık aklı da böyle çalışıyor.Duyguları köreliyor,pragmatik ve rasyonel bir bakış açısı ediniyor diyebiliriz kısaca.Erdem denen şeyden eser kalmıyor tabiki.Bu yüzden çocuk kalabilmeli insan aklının içinde bir yerlerde.Masallardaki gibi hayal etmeli hatta daha fazlası.Böyle olunca yanıbaşınızda sizin yüzünüzden kalbiyle ve ruhuyla acı çeken birini farkedebilirsiniz.Çünkü duygusal zekanız yeterince kuvvetlidir.Ve yaptığınız her hareketin onu olumlu ya da olumsuz etkileyeceğini bilebilirsiniz.Olaylara,durumlara,kişilere bir açıdan değil sonsuz açıdan bakmayı öğrenirsiniz.Önyargınızı öldürebilirsiniz,benlik duygusunu da.Tüm bunları yaptığınızda paradigmalarınız da olumlu yönde gelişir.Hayatı tek bir pencereden izleme ve yaşama gibi sığ felsefeler içinde boğulup gitmezsiniz.Kendinizi boy aynasında yeterince yerebilirsiniz.İyi bir şey yağtığınızda da kendinizi bir ilaha çevirmezsiniz,nasıl daha iyisini yapabilirim diye sorular arar durursunuz.Amaç mükemmele yaklaşmak değil zaten.Burdaki olay erdemli olabilmek.Gerçek erdemi yani hayatın sırrını anlayabilmek.Tüm bunlar birleşince yanınızdaki insanı anlarsınız,hak verirsiniz,ona göre davranırsınız ve onu üzmezsiniz.Çünkü o insan günden güne daha büyük bir kaosa sokacaktır ruhunu.Ancak sizden nefret duygusuyla uzaklaşacaktır ki bu da onu geri dönüşü olmayan bir hissizliğe yöneltecektir.Artık eskisi gibi hissedemeyecektir çünkü siz onu farkedememişsinizdir.Aslında anlayabilesiniz diye size binlerce neden verdiği halde siz bir şekilde tüm o nedenleri anlamamakta ısrar etmişsinizdir.İllaki körseniz de zaten bu söylediklerimin hiçbir değeri kalmıyor.Hem unutulacaksınız hem de pişman bile olamayacak kadar erdemden yoksun olacaksınız.Vicdan denen şey yok olacak.O değer verdiğiniz maddeler gibi bir madde olarak silineceksiniz ve atomlarınız toprağa karışacak.Peki ruhunuz?O siz çocukken öldü zaten...


Ve sen hala farkedemediysen beni,ben artık sana doğru koşmuyorum.Kayboldum geri dönsen de bulamazsın artık beni.Eğlendiğin ve seni mutlu ettiğini sandığın kimselerin yanına koş.Gözlerimin içinde göremiyorsa içimdeki yangını bırak sönmesin o yangın.Bir kör uğruna yeşermesin içimdeki çorak topraklar.Elbet bulunur uğruna dikilecek fidanlar içime.

(Uzun zamandır böyle atara bağlamamıştım,liseli aşıklardan farkım kalmadı :D ama olsun arada böyle arabesk laflar güzel oturuyorlar yerine.Ama sanmayın şimdi böyle gırgıra aldım diye söylediklerim boş ya da yalan.)

26 Kasım 2012 Pazartesi

Aslında şu an oturmuş ders çalışmam gerekiyordu fakat ben ruhsal olarak tatmin olacağım şeyleri ön planda tutmuşumdur hep.Çünkü bana göre benim aklımdan önce kalbimin istekleri doyurulmalıdır.Aksi taktir de rahat edemiyorum,nefes almak zorlaşıyor..

Artık içimi dökmek için blog yazıyorum,biri okusun vesayre için değil.Çünkü bazı şeyleri insan en yakınındakilere bile anlatamaz ve benim her şeyimi anlatabileceğim bir yakınım olmadı hiçbir zaman.Bir yönden rahatlıkları var,sırlarınızı paylaşmadığınız için güvende de hissedebilirsiniz.Açıkçası ben öyleyim.Çoğu zaman iyiki bunu birine söylememişim dediğim sırlarım oldu.Her neyse ben kimilerine göre hata olabilecek fakat bana göre çok güzel olan bir şey yaptım yine.Kaç kuruşluk yaşın var da yine yapıyorsun ulen diyebilirsiniz,ancak akıl için yaş kavramı doğayla bir gitmiyor.Akıl çok erkenden bir olgun birey gibi düşünebiliyor.Hadiii e sen artis olmuşsun,kemale erdiğini filan düşünüyorsun herhalde de diyebilirsiniz.Fakat ben kendimi iyi tanıdığımı düşünüyorum.Ve oturaklı düşünmeyi öğrendiğimi biliyorum.Bunu pekçok defa test ettim.Nasıl test ettiğime gelmeyelim orası birazcık karışık :) Nerde kaldık ben bir şey yapmıştım ya hani.Şimdi o şeyin adına insanlar aşk diyorlar.Evet efendim aşık oldum ben.Fakat bu platonik bir aşk değil.Yani tanıdığım ve günden güne daha da iyi öğrendiğim birine karşı.Yoksa hergün kapımızın önünden geçen bir kelime konuşmadığımız komşu teyzenin kızı değil.Zaten eski yazılarımda aşkı kendi nazarımda tanımlamıştım ve platonik aşk denilen şeyin aslında aşk olmadığını belirtmiştim.Fakat burada da olsa(yani kimsenin açıp okumadığı bir yer) sırlarımı öyle apaçık bir şekilde ortaya çıkaramam.Çünkü ne zaman böyle bir duyguya kapılıp bu duygumu yakın hissettiklerime söylediğimde cidden çok büyük hayal kırıklığı yaşadım.Aşkın beni mükemmeleştirdiği inancındayım esasen.Çünkü aşık hissetmediğim zamanlarda içimde bir şey beni bitirmiyor ve boş hissediyorum.Bomboş.Ve aşk sayesinde Allah'ın imgesel imzalarını evrende ve kendi ruhumda farkedebiliyorum.Açıkçası beni Allah'a yaklaştıran bir mucize aşk.Büyük bir mucize.Şöyle bir şey düşünün dünyadaki herkesin yapabileceği ve mucize olan bir şey.Bunun adı aşk işte.İnancın en güzel demolarından biri.Ve öyle bir duyguki insanı daha yaratıcı kılıyor.Daha farklı baktırabiliyor hayata.İyi bir insan yapabiliyor.Ancak hissettiğiniz bu olağanüstü duyguya aynı karşılığı veremeyebilir maşuk.Çünkü gerçekten sevmeyi öğrenebilmek gerek.Birçok sanrıyla karışabilir aşk.İnşallah benimki de öyle değildir.Hem hislerim hem de maşuğum.Ve neyi farkettim biliyor musunuz?Kör olduğumu bir zamanlar.Ruhumun aklımın içinde kilitli kaldığını.Ve ne zaman onu serbest bırakmayı başarmışım işte o zaman tıpkı küçükken sevgi görmemiş bir çocuk gibi onu sevebilecek birini aramış ve ben daha farkına varamadan aşık olmuşum :) Kalbin işi değil mi şaşmamak gerek.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Ansızın Çıkıp Gelir Aşk

Aşk işte bu,diğer tüm duygulardan sıyrılıp ansızın kapınızdan içeri giriyor.Üstelik izin istemez aşk onun tüm izinleri çok önceden alınmıştır da ondan.Peki çok önemli bir senenizde bu aşk denen şey sarıverirseni dört bir yanınızı?Hadi ayıklayın pirincin taşını :)

Kendi adıma konuşacak olursam aşkın cidden metafiziksel bir şey olduğu inancındayım.Hormondur,kokudur,cartdır curtdur hikaye.Çünkü aşık olurken fiziksel güzellikler 2. plandadır hep.Eğer değilse o aşk değildir ne yazıkki.Çünkü bu pazarda çok güzel görünen bir elmanın durumuna benzer.Dışı güzel diye içi de olacak gibi bir şart yok.Bu yüzden o erkeklerin hayallerini süsleyen kadınlara hiç ilgi duyamadım.Ruhuma hitap edebilen bir kadın düşledim hep.Ama bulduğunuzu sandığınız kişi bazen sizi hayal kırıklığına uğratabiliyor fakat bu yıldırmıyor beni.Çünkü ben aşık olduğumda bunu anlarım.Bazıları bunu kavrayamaz ve geçici bir duyguyu sürekli olanlarla karıştırıp hayatlarını ziyan edebilirler.Ki aşk iki taraflıdır da.Yani karşınızdaki kişinin kalbine dokunmayı başarmanız gerekmektedir.Ve bu en doğal halinizle olmalıdır.Bir ilişki içindeyken eskiden oynanan tüm oyunlar birer birer biterler ve gerçek yüzünüz ortaya çıkar.Sonrası malum ayrılıklar,göz yaşı....İşte ben de bir araftayım.Çünkü ilk kez yaşamıyorum bu duyguyu.Acemi değilim aşık olma konusunda fakat aşık olmama izin vermeli miyim bilmiyorum.Tam bu sene buna izin verirsem motive de olabilirim mecnun gibi ortalıkta dolaşa da bilirim.İki ucu şeyli deynek :P Ama benim görüşüm aşk insanı aptallaştırmaz tam tersi yaratıcı yönünü geliştirir.Daha farklı ve hızlı düşünmesini sağlar.Bakın büyülenmeyi bunun dışında bırakıyorum.Bir insanın yanında elinizin ayağınızın titremesi tam anlamıla kitlenmeniz illa aşk olarak isimlendirilemez.Aşk birini tanıdıkça hissedebileceğiniz bir şeydir.İlk görüşte falan olmaz onlar hikaye.Bir ordan bir buraya atlıyorum tanzimata çevirdim yazımı her neyse.Zaten bunu okuyacak bir ben varım belki ilerde arkadaşlarıma okuturum bilmiyorum.

Bu tür yazılara içimi dökmek rahatlatıyor beni.Çünkü insan büyük sırlarını en yakınları bile olsa paylaşmamalı.Neden mi?Çünkü deneyle sabit ;)