27 Mayıs 2014 Salı

''Efendi,efendi! Bak bakalım şöyle,ama yandan bakma efendi! Burası biz delikanlıların mahallesi,hey gidi bre hey! Adamı .....''

Bazen böyle bir uyarı lazım,erken uyarı gibi bir şey insanın içi için.Destursuz girenleri şöyle bir tartıp öyle kabul etmek için.Göz dağını kabadayı bir şekilde vermek için.Üzülmemek için aslında.

Eyvallah demeyin,her şeye demeyin hele kendinizle ilgili olan mutluluğunuzu ilgilendiren şeylere öyle üstün körü bakıp eyvalalh demeyin.Yazık derler çok yazık arkanızdan,ne kadar sitem etseniz,perişan olsanız değeri olmaz sizin dışınızdakiler için. Eyvallah demeyin.

Bekleyin,biraz bencil olun,unutulmaz diye bir şey yok sonuçta,en güzeli,en harikası değil hiçbiri. Leileheillallah yeea Trabzon'da daha farklı söylenir böyle hızlı ve ağızda hiçbir tat bırakmayan bir şekilde. Öyle diyorum bu aralar çok fazla maksat sabredeyim aslında pek de zor olmayan koşullar karşısında kendime. Bu arada anlatımı böldüm,parçaladım,çarptım,topladım ve sonunda hepsinden hepsini çıkardım. Maşallah.

Velhasıl-ı kelam aslında böyle bir şey de pek yoktur. We don't need no education der ya pink floyd öyle de değildir.

Yarım kalmış bir blog işte, yarım kalmış bir adamdan tamda beklendiği gibi.

9 Mart 2013 Cumartesi

Gaipten Arkadaşın Sesleri

''Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem... (Başını kaldırır) Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi?...''
 Diye devam eder Nina,Anton Çehov'un yazdığı Martı'da..


Bir insanım ben diye devam ediyorum ben,değil miyim yoksa? Siz söyleyin. Neyim ben? Alışılmamış türden bir mavi gergedan olma ihtimalimi sizin nacizane mantığınıza bırakarak devam ediyorum. Gaipten gelen bir arkadaşla olan minik bir sohbetimizi sizin düşün,gönül deryalarınıza salıvereceğim inşallah. Sanmayın sıyırdım, birazcık deliyim sadece. Secilmiş, ilineksel,bağımlı bir delilik galiba bu.Düşüncelere olan bağımlılık.


''Tutmadı bu da
Tıpkı önceki denemelerimdeki gibi tutmadı.
-Hayır bekle,bekler misin lütfen?
-Sorun sende değil bende,sen daha iyilerine layıksın.'
İçimde 12 ciltlik küfürler silsilesi yazıldı anında,şu sözlerin sonrasında.
İçimden dedimki:''Daha iyisini uyduramaz mıydın?Belki inanmayı denerdim,çabalardım en azından.''
Yol,yol,yol...Binlerce seçenek var sanki önümde.Hayır,sarhoşum galiba.

Ne sarhoşluğu? Alkol bile almadım daha..Düşüncelerimin esrari etkileri bunlar.
  B:Ne düşünüyorum biliyor musun? Suretinin milyonlarca kez değiştiği bir kıza bakıyorum her rüyada,her gecede değil..
  B:Sözlerimi çarptırma,sana her gecede değil dedim.Her rüyada..
  G:Ne yani günde birkaç kez mi uyuyorsun sen?
  B:Nerden çıkardın uyuduğumu,düşüncelerimin firuzeleri bunlar,esrarları...
  G:Sen sıyırmışsın dostum,kalbin tekliyor galiba..
  B:Hayır heceliyorlar her seferinde ve tatmin olamadığı o aşk sancısıyla yaşamaya çalışıyorlar.
  G:Haha işte buldum açığını,LAR dedin ne LAR'ı ? kaç tane kalbin var senin?
  B:Yine sen kaybettin,binlerce kalbim var benim,aşkın esir aldığı her ademin kalbiyim ben.

  B:Milyarlarca oldu benden,oluyor benden,olacak benden..Ve olur böyle şeyler di mi?
  G:İyice şizofren oldun galiba sen,baksana bana ne kadar da ayrıyım senden ve konuşuyorsun benimle.
  B:Evet insan yalnızsa sıkılıyor ve arkadaş ediniyor gaipten..

  B:Hoş geldin dostum,geç otur aklıma.
  B:Kapıları kapanıyor düşlerimin acele et diplerde boş yerler var..''



B:Ben
G:Gaipten bir arkadaş

Düşüncelerin gerçekten başrol olduğu zamanlarda siz de böyle bir içsel konuşmayı yeterince olağan karşılayacaksınız merak etmeyin.Yeterki bırakında biraz sorgulasın beyinleriniz,koşulsuz itaat günlerini artık bodruma atma vakti gelemedi mi?
Sürü gibi davranmayı ne zaman bırakıp,öne çıkan,ilk adımı atan olacaksınız?
Ben bilmem,beni ilgilendirmez dediğiniz her anda ne kadar büyük bir günah sarıyor geleceğinizi bilseniz keşke.
Bir suç,bir zulüm,bir haksızlık,bir perişanlık,bir mazlumluk varsa ve siz hala rahat uyuyorsanız suçlusunuz.Ve affedilmeyi dileyin Allah'tan . Kalkın sıcak yatağınızdan hiçbir şey yapamıyorsanız en azından düşünün ve bunu engellemeye çalışın. İnsanlar yalnız ölmezler kandırmayın kendinizi.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Algılanan Dünya,Kaygılar ve Hedefler

İyi hayatlar efendim.Bu yazımda kaygılar,hedefler..vs üzerinde duracağım.Kaygılarımızın sebepleri ve bu kaygıları nasıl aşabiliriz,ne kadar kaygı iyidir;hedef belirlemede gerekli kriterler filan bunlardan bahsetmeye çalışacağım kendi nazarımda.Eksiklerim,noksanlarım olacaktır mazur görünüz.

İnsan eksik hissettiğinde,millet ne der diye düşündüğünde,sorunlar artınca bir kuyuya düşüp oradan hiç çıkamayacağını düşündüğünde(rolling in the deep :) ),kalbinde ve aklında teslimiyet duygusunu oluşturacak gerekli inanca sahip bir ilahi veya sıradan bir varlık bulamadığında kaygıya kapılır.Yetersizlik duygusudur kısaca.Kaygı özellikle sınav dönemi öncesi,iş görüşmeleri öncesi ya da resmiyet gerektirmeyen bir tanışma öncesi(gönül işleri falan) görülebilir.Bu kaygı denen şeyden insan tamamen sıyrılırsa riskli bir yola girer.Sorumsuzluk baş gösterebilir ve artık hiçbir şeyi umursamamaya başlayabilir.Bu risklidir.Fakat tamamıyla kaygıyla yorulmuş bir hayatta insanı büyük bir buhrana sokabilir.Neticeleri de düzeltilemeyen çöküntüler olur genellikle bu hayatların.Orta yolu bulabilmek en sağlıklı olandır.Peki nasıl bulacağız bu yolu?Benim çözüm yöntemime herkes katılacak diye bir kaide yok elbette.Fakat katılmasanız da kendinize uyarlayabilirsiniz.Öncelik hayatta kendinize bir hedef belirlemekte.Bu demek değil işte doktor olucam,ev alıcam,benim gibi bir eş bulucam,emekliliğimi bodrumda geçiricem falan bunlar hedef değildir.Hedefiniz büyük olmalı yani siz o hedefe doğru gitmelisiniz ve onu elde etmemeniz gerekiyor.Çünkü ulaşılabilecek bir zirve belirlerseniz kendinize doruk noktaya vardığınızda sizi bekleyen tek şey artık aşağı doğru ivmelenen bir iniştir.Ama sonu olmayan bir merdiven düşünün ve en tepede de bir yıldız.Hiç alamasanızda durmadan ilerlersiniz.İnsanlar gerçek hedefler edinmedikleri için kaygı duyarlar bu kaygılar zarar veren kaygılardır.Öncelikle hemen olmasada gerçek bir hedef belirleyin.İnsanların bu hedefinizi duyduğunda sizi küçümsemesine ya da aklınla zorun mu var demesine sebep olursanız bu işi başardınız demektir.Hedef belirleme bittiğini göre bu hedefe giderken kullanacağınız araçlar genellikle asıl kaygı noktalarıdır.Siz o hedefe mercedesle de gitseniz,serçeyle de gitseniz bir şekilde yol katedeceksiniz mühim olan sizin bir şey yapmaya çalışıp bunu bir şekilde başarmanız.Böyle olunca insan doktor da olsa,işçi de olsa hem mutlu oluyor hem de gerçekten yaşayabiliyor.İsyan etmiyor.Ama çalışmalarınız sonrası kendinizi teslim etmeniz gereken bir yer var orası da benim için İslam'dan geçiyor.Tevekkül deniyor buna.İnsan tevekkülün anlamını kavradığında hem gerçekten çalışıyor hem de kaygısı azalıyor.Aklı ve kalbi rahatlıyor.Huzurlu bir hayat sürüyor.Başarısız bile olsa bu onu derinden etkilemiyor.1. hedef,2.çalışma,3.tevekkül.Araçların hiçbir önemi yok gördüğümüz gibi.Şimdi durun ve düşünün:iyi bir meslek istemenizdeki amaç,iyi bir iş istemenizdeki amaç,iyi bir araba istemenizdeki amaç,saygınlık istemenizdeki amaç,para istemenizdeki amaç ne?HEPSİ dünyayla ilişki,egoist,yıldızdan daha küçük evlerinizdeki lambalar kadar yakın,boş amaçlar.1.ye dönüyoruz neydi?HEDEF gerçek bir hedef belirlememiz gerekiyor işte bu yüzden.

Şimdi daha rahat bir yaşam sürücem diye değil gerçekten faydalı olucam diye bir hayat planlayın ve hedefinizi belirleyin.Ardından gerçekten çalışın,zaten gerçek bir hedefi olan çalışırken zevk alır ve hiç bitmesin ister.Tüm bunlar sonucundu hakikate olan inancınızla kalbinizde gerçek bir tevekkül ile doğru ve kaygısız bir yaşam sizin olacaktır inşallah.

Dediğim gibi bunlar benim yöntemlerim,herkes inanacak ya da uygulayacak diye bir şart yok.Uygulayıp başarabileceğinizi de garanti etmiyorum.Fakat paradigmalarınızı dinamik hale getirmemize yardımcı olabilir.
Sığ değil her açıdan görmemiz gerek hayatı..

26 Kasım 2012 Pazartesi

Aslında şu an oturmuş ders çalışmam gerekiyordu fakat ben ruhsal olarak tatmin olacağım şeyleri ön planda tutmuşumdur hep.Çünkü bana göre benim aklımdan önce kalbimin istekleri doyurulmalıdır.Aksi taktir de rahat edemiyorum,nefes almak zorlaşıyor..

Artık içimi dökmek için blog yazıyorum,biri okusun vesayre için değil.Çünkü bazı şeyleri insan en yakınındakilere bile anlatamaz ve benim her şeyimi anlatabileceğim bir yakınım olmadı hiçbir zaman.Bir yönden rahatlıkları var,sırlarınızı paylaşmadığınız için güvende de hissedebilirsiniz.Açıkçası ben öyleyim.Çoğu zaman iyiki bunu birine söylememişim dediğim sırlarım oldu.Her neyse ben kimilerine göre hata olabilecek fakat bana göre çok güzel olan bir şey yaptım yine.Kaç kuruşluk yaşın var da yine yapıyorsun ulen diyebilirsiniz,ancak akıl için yaş kavramı doğayla bir gitmiyor.Akıl çok erkenden bir olgun birey gibi düşünebiliyor.Hadiii e sen artis olmuşsun,kemale erdiğini filan düşünüyorsun herhalde de diyebilirsiniz.Fakat ben kendimi iyi tanıdığımı düşünüyorum.Ve oturaklı düşünmeyi öğrendiğimi biliyorum.Bunu pekçok defa test ettim.Nasıl test ettiğime gelmeyelim orası birazcık karışık :) Nerde kaldık ben bir şey yapmıştım ya hani.Şimdi o şeyin adına insanlar aşk diyorlar.Evet efendim aşık oldum ben.Fakat bu platonik bir aşk değil.Yani tanıdığım ve günden güne daha da iyi öğrendiğim birine karşı.Yoksa hergün kapımızın önünden geçen bir kelime konuşmadığımız komşu teyzenin kızı değil.Zaten eski yazılarımda aşkı kendi nazarımda tanımlamıştım ve platonik aşk denilen şeyin aslında aşk olmadığını belirtmiştim.Fakat burada da olsa(yani kimsenin açıp okumadığı bir yer) sırlarımı öyle apaçık bir şekilde ortaya çıkaramam.Çünkü ne zaman böyle bir duyguya kapılıp bu duygumu yakın hissettiklerime söylediğimde cidden çok büyük hayal kırıklığı yaşadım.Aşkın beni mükemmeleştirdiği inancındayım esasen.Çünkü aşık hissetmediğim zamanlarda içimde bir şey beni bitirmiyor ve boş hissediyorum.Bomboş.Ve aşk sayesinde Allah'ın imgesel imzalarını evrende ve kendi ruhumda farkedebiliyorum.Açıkçası beni Allah'a yaklaştıran bir mucize aşk.Büyük bir mucize.Şöyle bir şey düşünün dünyadaki herkesin yapabileceği ve mucize olan bir şey.Bunun adı aşk işte.İnancın en güzel demolarından biri.Ve öyle bir duyguki insanı daha yaratıcı kılıyor.Daha farklı baktırabiliyor hayata.İyi bir insan yapabiliyor.Ancak hissettiğiniz bu olağanüstü duyguya aynı karşılığı veremeyebilir maşuk.Çünkü gerçekten sevmeyi öğrenebilmek gerek.Birçok sanrıyla karışabilir aşk.İnşallah benimki de öyle değildir.Hem hislerim hem de maşuğum.Ve neyi farkettim biliyor musunuz?Kör olduğumu bir zamanlar.Ruhumun aklımın içinde kilitli kaldığını.Ve ne zaman onu serbest bırakmayı başarmışım işte o zaman tıpkı küçükken sevgi görmemiş bir çocuk gibi onu sevebilecek birini aramış ve ben daha farkına varamadan aşık olmuşum :) Kalbin işi değil mi şaşmamak gerek.

7 Ekim 2012 Pazar

Düşünmenin Önemi

Düşünmeye başlamaya aslında bilinçsizken başlıyoruz.Daha bebekken istemsiz olarak düşünüyoruz,kavrıyoruz,hayal ediyoruz.Beynimiz anne karnında başlıyor çalışmaya.Zamanla gelişiyor ve kullanmayı öğreniyoruz onu.Yani beynimizi.Sıfırdan bir şeyler üretebiliyoruz.Çünkü yaratılışımızın niteliklerinde bu var.Belki madde olarak yoktan var etme kudretine sahip değiliz ama bir düşünce olarak onu yoktan var edebiliriz.Düşünce icratların temel taşıdır.İnsanı geliştiren en büyük çalışmalardan biridir.

Şimdi gelelim asıl konumuza.İnsan zamanla neden daha az merak eder,düşünür,sorgular?Kendinize sorun bu soruyu ve şunu da ekleyin,çocukken durmadan sorular soran çocuğa ne oldu da şimdi merak etmiyor,kovalamıyor,araştırmıyor,ilgi duymuyor ve en kötüsü düşünmeyip sadece söylenenleri ile yapması gerekenleri yapıyor?Neden gün geçtikçe ve büyüdükçe daha az merak ediyoruz?Soruları cevapsız bir şekilde unutuyoruz veya geçiştiriyoruz.Üzümünü yemeye çalışırken bağıyla ilgilenmiyoruz.Çünkü insan kolayı ister.Her durumda.Zorlukları sevmez,çünkü ödül odaklı çalışır.Önüne bir muz koymamız gerekir o beyni çalıştırmak için.O muz olmadan o yolda yürümez.Yani bir şey yaparken eline bir şey geçmesini ister.Hep somuta odaklıdır.Bu yüzden zamanla maddi yönü kuvvetlenir ve para için,kariyer için,itibar için,rahat yaşamak için çalışır.Bir makineye döner.Söylenenleri  ona mühendisi tarafından verilen kabiliyetleriyle gerçekleştirir.Kendi kendine bir şey yapamaz çünkü bir sebebi yoktur yapmak için.Bu yüzden insan herhangi bir şeyin gizemini anlamaz,kavramaya çalışmaz sonunda muz kazanmayacaksa.Bu yüzden sanatsal yönden,manevi yönden,yaratıcılık yönünden ilerleyemez.Dünyayı farkedemez ve zamanla körelir o küçük,meraklı çocuk .Çılgın olun,deli olun,saçma sapan hareketler de yapabilirsiniz.Nasıl daha iyi düşünecekseniz o pozisyonda bekleyin.Merak edin fakat bu merak demek değil bir inşaata girmek.İnsan pekala güvenli yollardan da merak edebilir ve bu merağını bilgiyle giderebilir.Saçma sapan şeyleri yapmak istemek merak değil insanların cesaret takma adıyla çağırdıkları aptallıktır.Aptal olmayın bunun yerine merak edin.Düşünün.Dışarıya çıktığınızda atomları,insanların ne düşündüklerini,hangi insan neden orada,rüzgarı,gökyüzündeki bulutlar,yıldızlar,güneş,köpekler,yapraklar,taşlar....Her şeye kafa yorun.İnsanın zihni yorulmaz,öğrenme kapesitesi yoktur.Siz hiç duydunuz mu,bir insan 10 dil öğrenip aklının dolduğunu ve fazlasını almadığını?YOK,ZİHNİN HERHANGİ BİR SINIRI YOK!Tembellik sizin en büyük sınırlayıcınız.İnatçı olun.Ve sadece kendinize karşı gelin.İçinizdeki ses size aksini söylediğinde siz ona aksini söyleyin ve inat edip merak edin.Önünüze bir muz konmasını beklemeyin,kendiniz gerekiyorsa bir muz yaratın ve onu kafanızın içinde alın ve hiçbir zaman 'tamam başardım,yapmam gerekeni yaptım' demeyin.100 yaşına da gelseniz düşünün,üretin,yaratın.Bir şeyler düşünmek yaratmaktır zaten.Kimse sizden daha zeki değil.Aptal olmayı seçenler vardır onlar aptaldır ve yapacak bir şeyiniz yoktur bu konuda.İnsanları değiştirmeye çalışmayın.Siz normal yaşayarak zaten yeterince etki edeceksiniz.Doğallığınız en büyük farkınız ve etkiniz olacak.Bunları düşünerek,merak ederek,araştırarak elde edeceksiniz.

Bilgi,erdem,ilham,yaratıcılık,yenilik,sanat,üretim,mutluluk,dahilik,er kişi olabilmek sadece düşünmeden,merak etmekten,sorgulamadan geçer.Araştırın,okuyun ve herhangi bir şeyi ne küçümseyin ne de dışlayın.Her şeye eşit mesafede kalın.Aklınızı özgür bırakın!

1 Ekim 2012 Pazartesi

Herkes Fotoğraf Çekemez

Çok büyük aralıklarla yazıyorum belki.Fakat yazmak hoş bir çalışma.İnsan içindekileri bir yere biriktirme ihtiyacında.Belki birgün sıklıkla yazmaya başlarım :)

Bu yazımın konusu 'Fotoğraf' genel anlamıyla sanat olarak fotoğraftan bahsetmeye çalışacağım.Ben bir fotoğraf sanatçısı değilim.Bu işi profesyonel olarak yapmıyorum fakat beni rahatsız eden bazı şeyler var onları dile getirmek istiyorum.

Öncelikle fotoğraf,bir makine aracılığıyla(kompakt,filimli,slr,dslr) gibi çeşitleriyle (belki daha da vardır.) çekmek istediğimiz konunun yansıttığı ışığı sensöre ya da filme gerekli pazometrik değerlerin belirlenmesi sonucunda işlenmesidir.Belki karışık gelebilir fakat kısaca bir şeyin o anki halini dondurmaktır fotoğraf.

Ben ise bu yazımda fotoğraf çekmenin sadece deklanşöre basmak olmadığını biraz izah etmek istiyorum.Ve çekilen fotoğrafların hani (müthiş çıktı,aman tanrım,harika,fevkalade!) gibi sıcağı sıcağı tepkilerle değil de şöyle biraz vakit geçtikten sonra daha objektif olarak yorumlanması kanaatindeyim.Sonuçta her fotoğrafta bazı kusurlar vardır.İddia ediyorum her fotoğrafta bu vardır.Çünkü kusurlar nicel değildir niteldir.Her bakan farklı yorumlar şu olsaydı daha güzel olurdu der.Hiçbir fotoğraf kusursuz değildir.Sadece çoğunluğun beğendiği fotoğraflar ön plana çıkar olay budur bir de fotoğraftan anlamayanların yücelttikleri var onları ayrı işlemek lazım.

Bir fotoğrafta en önemli faktör ışıktır.Çünkü ışık görüntüyü oluşturur.Fotonların olmadığı bir dünya düşünün her şey siyah olurdu.Göz bebeği alışır falan demeyin her şey her zaman siyah olurdu sizin kırmızıya boyadığınız bir şey kırmızı olmazdı.Renk olmazdı.Herhangi bir şeyi görmemizi sağlayan şey ışıktır.o yüzden fotoğrafta en önemli şey ışıktır.

Işık üzerinde durmamın sebebi yukarıda bahsettiğim gibi fotoğrafı oluşturan temellerdendir ışık.Şimdi ışık kullanımına gelelim.Işık kullanmak bir yetenektir.Malesef iyi bir makine edinmek ışığı kullanabilmek demek değildir.70 sene önce de fotoğraf çekiliyordu o zaman böyle makineler mevcut değildi ama harika fotoğraflar elde edilebiliyordu.İş biraz da yetenekte bitiyor.Net bir şekilde söylemek gerekirse ışığı kullanmayı bilmeyen biri fotoğrafçı.Örneğin akşam vakti portre çekicekseniz o ışık çektiğiniz kişinin suratına düşmelidir.Siz ışığı portrenin ensesine düşürürseniz portre karanlık olur ve saçma sapan bir görüntü elde edersiniz.İstisnalar vardır elbet fakat ben doğal ışık kullanımından bahsediyorum flashlar hariç.Efendime söyliyim 50mm lensle portre çekmekle de iş bitmiyor.Fotoğrafın ortasına koymamalısınızkonuyu.Altın oran denen şey ile fotoğrafı eşit 9 parçaya bölüp ortadaki dikdörtgenin köşelerine yerleştirmelisiniz konuyu vsvs...gider.Bunları öğreten kurslar var fakat bu biraz kişinin sanatsal zekasıyla alakalı ve biraz da mütevazi oluşuyla.Günümüzde sosyal paylaşım sitelerde XXXX PHOTOGRAPHY tarzında saçma sapan ve fotoğraf sanatıyla yakından uzaktan ilgisi olmayan sayfalar kuruyor amatörler.Eğer fotoğrafla ilgilenecekseniz böyle bir hataya düşmeyin.Fotoğraf büyük emek ister.Bir kişi 40 sene fotoğraf çekse de uzman olamaz.Hala yeni şeyler öğrenebilir.Sakın ben fotoğrafçıyım edasıyla böyle şeylere girmeyin.Kendinizi çok iyi biliyor sanıp öğrenmemeye başlarsınız ve gelişemezsiniz.

Ve ek olarak fotoğraf sanatına girmek isteyenlere net önerim piyasada alabileceğiniz en ucuz bodyle bu işe başlayın.Body fotoğrafı etkilen son şeylerden biridir.Fotoğrafı göre güzel gösterecek en önemli faktör lenstir.Ve lenslerin modası geçmez 40 senelik lensler hala kullanılıyor.Ama bodyler 2 sene sonra eskir.Siz yatırımınızı lensten yana yapın.Bu konuları araştırın.Fotoğraf terimlerini öğrenin.Gerçekten not tutarak bu işi yapın ve deneyin durmadan deneyin.Hiçbir zaman oldu demeyin.Bu sefer oldu demeyin.Böylece her zaman daha iyi kareler elde edebilirsiniz.

5 Ağustos 2012 Pazar

Kafamdakiler

Merhabalar efendim,nasılsınız?İyisinizdir inşallah.Beni sorarsanız bir garip haldeyim.Duygularım farklı seyirler izliyorlar sürekli;fakat tüm bunlara rağmen insanlara normal gibi görünmeye çalışmak asıl yoran bu beni.Çünkü gerçekleri anlatmaya kalksam anlamayacaklar.Nerden mi biliyorum?Çünkü denedim efendim denedim.Hep aynı sonuç konuşmamın yarısında bana saçmalama diyen,orada bırakıp giden insanlar.Bu duygularımın sebebi ise benim.Kendi içimde düştüğüm çelişkiler.Tabi çevrenin ve çok eskiden beri gelen kalp kırıklıkların da oluşturduğu mutsuzluklar yok değil.Bir an ben de diyorum herkes gibi duyarsızlaşıp makineler gibi mi yaşasam?Sinirden duygularım olsa taş kalpli mi olsam?Yoksa dert tasa çekmek hoş bir iştir aslında sonunda refah varsa fakat bu buhran her daim sanki.Bitemiyor bir türlü.Sonunu göremeyince çekilen çile anlamlanamıyor.Boşa mı çekiyorum dedirtiyor.

Gelelim bu halde olmamın sebeplerine.Aslına bakarsanız dünyanın aptal aşklarına aldandığımda oluştu bu kargaşa.Tek bir aşktı halbuki.Eminim çok da önem verdiğim adına şiirler yazdığım küçük bir platonik aşktı.Hani gidip söylememe rağmen tam bir çocuğun vereceği cevapları aldım.Güldüm aslında bu duruma aynı yaşta görünmem insanlarla aynı şeyleri düşünebilecek kadar küçük olduğum anlamına gelmiyordu elbette.Yani daha çok küçükken bile şu an tartabiliyorum çok derin düşünürmüşüm ve insanlardan da böyle düşünmelerine beklermişim.Burda ayrıldım ben herkesten.Onların seviyelerine inmekte beni mutlu etmeyecekti biliyorum.Rol yapacaktım salak gibi davranacak ve basit şeylere gülüp küçük şeylerle kısa hayatımı tüketecektim.Ölüm çığlığı geldiğinde ise arkama baktığımda hiçbir şey yaşamadığımı görecektim.Tüm bunları görüp ayırdım onlardan kendimi.Hayaller kurdum bir sürü.Bir kadın yarattım iç dünyamda.Sükut için beni dinleyen bana dert değil huzur veren bir eş.Tek eksiği madden olmayışıydı.Çok mu önemliydi sanki?Çağımızın sevdaları materyal olduğundan menfaatleri karşılanamadığı zaman kimse sıkıntıya düşemiyordu.Ve ayrılıklar ip söküğü gibi küçük bir etkiyle oluveriyorlardı.Benim böyle bir sorunum yoktu.Belki yalnız gibi görünüyordum aslında ama insanlar kendi hayatları için etraflarındaki insanlar arasında ne kadar yalnız olduklarının farkında değildi.Görünenle aslolan farklıydı.İşte tüm bunları insanlara aktarmaya çalışmak ne güçtü.Susmayı tercih ettim zamanla.Sistemin dayatmalarına karşı sustum.Hiçbir dost bulamadım.Kendi içime isyan ettim.Önceleri çabaladım fakat ölsem bile bir fayda getirmeyeceğini gördüm.Mecburen bıraktım kendimi.Şimdi çok zor seviniyor ve çok zor üzülüyorum.İnsanları mutlu etmek çok basit.Artık ne istediklerini açıkça belli ediyorlar.Pahalı oyuncaklar.Paranız varsa mutlu ediyorsunuz.Yoksa tutku,aşk falan yalan.Kimse fakir bir hayat dilemiyor hayatta.Kendine layık görmüyor çünkü.Ne ki o?Padişahın çocuğu mu sanki?Kimse cehennemi layık görmüyor kendine fakat cennet adına ne yapıyorlar?Dünya da zevk ahirette zevk.Zevk-ü sefa ne getirir sanki zevk-ü sefa mı?Ne sanıyorlar bu insanlar adaleti.Yargıç kendileriyken karar vermek çok kolay,haksızlığa düştüklerinde adalet diye bağırıyorlar peki haksızlık yaptıklarında?O zaman ne oluyorlar siz söyleyin.Demokrasi,adalet,cumhuriyet,meclis,seçim hepsi bir oyunun parçası.Büyük kurum ve kişilerin insanlara:''Siz özgürsünüz,bakın siz seçtiniz siz yönetiyorsunuz.'' diyerek onları kandırdıkları bir oyun.Kimse özgür değil.İnsanlar kendilerini kandırıyorlar.Özgürüz diyorlar fakat gözlerinin önüne ne verilirse onlar onu alıyorlar.Seçim yok her seçim aynı aslında o kişilerin istediği seçimler.Bu durumu fark edenlere ne oluyor?Ya susuyorlar mecburen,ya da susturuluyorlar.Devrimler falan sadece yeni düzeni halka kabul ettirme şeklidir.Devrim diye bir şey yoktur.Birileri iktidarı değiştirmek istemiştir bunu da halka böyle kabul ettiriyordur.

Konu nerden nerelere geldi :) Benim duygularımdan yönetimlere geldik falan.Aslında bağlantılı.Şurda bağlantılı hepsi:tüm bu durumlar beni daha da susturdu ve daha da yalnızlaştırdı.Tüm bu duygu kargaşlarının içine soktu beni.Önceden bir kıza güzel olduğu için senelerce aşık olabilir tüm kusurlarını görmeyebilirdim.Şimdi en güzeli gelse yer etmiyor gönlümde.Neden bu haldeyim bilmiyorum.Şiir de yazamıyorum artık perilerim de terk etti beni.Bu yazıyı okuyan olur mu emin bile değilim fakat bir şeyleri dışarıya vurmak rahatlatır ya insanı işte bu da o.Saçma bir yazı gibi gelebilir fakat tamamen içimdekileri aktardım :)